Sırada ne var?
Bugün Ayça’nın 13 Ekim tarihli Ege’de balıkçı barınaklarının yat limanına dönüştürüldüğünü ve balıkçıların, balıklarını karaya çıkartamadıkları için zorluklar yaşadığına dair yazısını okudum. Daha sonra kendisi ile görüştüğümde aslında görünenin ardında daha başka konular olduğunu söyledim. Sorun sadece balıkçıların sorunu olmadığını anlattım. O da bana bu konuların benim mesleğimi ilgilendirdiğini dolayısı ile bunları benim yazman gerektiğini söyledi.
Şehir plancısı olarak keyifle yaptığım projelerden bir olmuştu “Yat limanları Turizm Master Planı”. Ortağı olduğum firmamız tarafından Turizm Bakanlığı’na yapılmıştı. Bu proje sayesinde yat turizmi, Türkiye’nin yat turizmi potansiyeli ve marina inşaatları konusunda oldukça bilgi edindim. Yat turizminin önemini ve çok yüksek bir getirisi olduğunu görmüştüm. Geçen zaman içine projede önerdiğimiz bazı marinaların yapıldığını veya mevcutların yeniden düzenlenerek hizmete girdiğini görmek beni çok sevindirmişti.
Ancak Ayça’nın yazısı sevincimi gölgeledi. Master planda önerildiği halde bugün henüz yapılmamış yat limanları bulunmakta. Buna rağmen balıkçı barınaklarının yat limanı olarak düzenlenmesini anlamış değilim. Madem bir plan var ve yürürlükte, öncelikle mevcut plana uyulmalı veya ihtiyaca yetmiyorsa yenilenmeli. Bilimsel gerekçelerden uzak kararlarla yapılan yatırımların toplumsal yarardan çok kişisel amaçlara hizmet ettiği bilinen bir gerçek.
Diyelim böyle bir plan yok ve acil bir müdahale ile yeni yat limanlarına ihtiyaç ortaya çıktı. Bu durumda bile balıkçı barınaklarının yat limanına dönüşmesinin bazı sakıncaları olabilir. Herhangi bir barınağın teknik ve yasal açıdan dünya standartlarında bir yat limanı olup olamayacağını öncelikle araştırmak gerekir. Bu konuda benim araştırmadan bir yorum yapmama gayri ciddi olur. Ancak bu noktada iki konunun önemini kısaca vurgulamak istiyorum.
Birincisi; Denize sırtını dönmüş ve henüz onunla bütünleşememiş Türk insanının, denize ulaşabileceği yegâne yer balıkçı barınaklarıdır. Balıkçıları bir kenara koyalım, sıradan bir vatandaşın küçük bir tekne sahibi olması ve denizle ilgilenmesi bu barınaklar sayesinde olanaklı olur. Bütün dünyada olduğu gibi yat limanları çevresi tel örgülerle çevrilidir ve halkın oralara girmesi yasaktır.
İkincisi ise; Bu düzenlemenin arkasında başka ne olabilir diye düşündüğümde aklıma gelenler beni fena halde rahatsız etti. Aklıma ilk gelen, dış borçlar nedeniyle ekonomik açıdan değer ifade eden bütün milli kuruluş ve tesislerimizi satıyoruz ya. Şimdi sıra liman ve tersanelere geldi. Balıkçı barınaklarına ilişkin bu yeni düzenleme bu yolu açıyor olabilir.
Yat limanları iyi gelir getiren tesisler. Bu nedenle ekonomik açıdan cazip yatırımlar. Ancak yatırım maliyeti yüksek. Yeni bir liman yapmak pahalı. O halde ne yapılabilir? Altyapısı bitmiş arsa bedelleri ödenmiş veya devlete ait tesisleri makyajlayıp vermek. Bu verme işi uzun yılları kapsayan kiralama yoluyla da olabilir.
Burada da iki nokta var; vatansever basının ve halkın takip etmesi gereken. Birincisi; tesislerin hangi yöntem ve koşullarla yeni sahiplerine sunulacağı ve bu işlerin ne kadar şeffaf olacağı. İkincisi ise; Bu tesisleri alanlar ne kadar zaman sonra bunları yabacılara devredeceği.
Umarım barınakların yat limanına dönüştürülmesi ve özel şahıslara devri konusunda ben yanılırım ve bu girişim sadece “gaflet ve delalet” aşamasında kalır.