Değişim Başlıyor…
Bu sözcük bir süredir Ashua Haber Portalında dile getiriliyor. Bu aslında Rumeli TV. de başlayan bir programın adı. Programı sunanlar ise sevgili ortaklarım Ayça Ulusoy ve Oytun Çölok. Programda dört yarışmacının kişisel gelişim desteği alarak nasıl bir değişim yaşayacaklarını keyifle ve eğlenceli bir ortamda izleyeceğiz. Aslında Ayça ve Oytun’u izler ve eğer istersek yaşantımızda olumlu bir değişim biz de başlatabiliriz.
Sevgili Ayça ve Oytun ile ekranda görünmeyen muhteşem ekibe teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.
Aslına bakarsanız değişim başladı demek daha doğru. Bunu çevremde gördüğüm insanlarda ve olaylarda bir süredir yoğun olarak izliyorum. Birçok kişi hayatında artık bazı şeyleri daha farklı yapma gereği duyuyor. Bazıları bunu eyleme dönüştürmese de en azından düşüncelerinde bu fikri oluşturup dile getiriyorlar.
Birçok kişiden şu sözleri sıklıkla duyar oldum; “ artık bir şeyler yapmalı…” Genellikle bu ifade yurdumuzda yaşanan siyasi ve ekonomik koşulların getirdiği dayatmalara karşı bir tepki olarak ifade ediliyor. Ancak konuşma ilerledikçe gelinen nokta hep aynı oluyor. “ … tamam bir şeyler yapalım ama ne yapacağımı bilmiyorum…” veya “ …artık o kadar çaresizim ki ne yapacağımı bilmiyorum…” Sonra bu sözler havada asılı kalıyor, lafın gerisi gelmiyor, sohbet bitiyor.
Sohbetlerin bu noktada bitmesi sorunun yanlış sorulmasından kaynaklanıyor. Soru: “ ne yapacağım” yerine “nereden başlamalıyım” olmalı. Bir işe nereden başlayacağımızı bilirsek aslında ne yapacağımızı da biliriz.
Değişime nereden başlamalıyım sorusunun cevabı aslında çok basit.
Kendimizden başlamalıyız.
Şayet bir değişim istiyorsak, değişimi başlatacağınız yer öncelikle düşüncelerimiz olmalı. Eski ve sabit fikirlere tutunarak değişimi başlatamayız. Bu nedenle öncelikle düşüncelerimizi değiştirmeyi hedeflemeliyiz.
Bizler kişi veya toplum olarak geldiğimiz noktaya bu ana kadar sahip olduğumuz düşüncelerimizle geldik. Bu nedenle geçmişte yaptıklarımızı devam ettirerek gelecekte farklı bir durumun oluşmasını beklemek kendini kandırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Hayatımızdaki büyük radikal değişimler genellikle dayanılmaz koşulların dayatması ile mecburiyetten oluşuyor ve değişim sancılı yaşanıyor. Olması gereken mecburen değişmek değildir. Değişim, yeni oluşturduğumuz düzenin bize mutluluk vermesi amacı ile yapılmalıdır.
Yaşantımızda değişimi gerçekleştirmek için:
Öncelikle bizim yeni bir hedefimiz olmalı.
Bu hedefe ulaşmayı gerçekten çok istemeliyiz.
Bu hedefe ulaşmak için çaba sarf etmeliyiz.
Fedakarlık etmemiz gerekebilir.
Bu fedakarlığı yapabilecek cesaretimiz olmalı.
Tüm engellere rağmen değişimi devam ettirecek kadar kararlı olmalıyız. Pes etmemeliyiz. Başarısızlığın, çabalarımıza karşın hedefe ulaşamamak değil tamamen vazgeçip hedefimizi unutmak olduğunu bilmeliyiz.
Aksine inandırılmış olsak bile, herkesin istediği değişimi yaratabilecek güce, içsel olarak sahip olduğumuzu bilmeliyiz. Bunun çok sayıda örneğini kişisel gelişim eğitimlerimizde yaşamaktayız.
Hayatınızda değişimi siz kendiniz yapmazsanız hep başkalarının hayatını ve dayatmalarını yaşarsınız
Değişimi önce kendimiz için istemeliyiz ve kendimiz çabaya girmeliyiz. Çünkü istediğiniz değişimi başkası bizim adımıza yapamaz veya biz bir başkasını değiştiremeyiz.
Bireyler kendi düşüncelerini değiştirip hayata geçirmediği sürece toplumlarda bir değişim içine giremezler. Bu değişimi yaşamak için bıçağın kemiğe dayanması gerekmiyor. Dayanılmaz koşulların getirdiği son andaki değişim sancılı oluyor. İşler zorlaşıyor. Dünyada yaşanan devrimler çok büyük bedeller karşılığında gerçekleştirilmiştir. Ve bu devrimlerin arkasında önlenemez bir değişim isteğinin itici gücü bulunmaktadır.
Bu söylediklerimi yukarıda bahsettiğim kriterler çerçevesinde Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası süreçte yaşanan ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri olayları bir bütün olarak ele alıp incelediğinizde daha iyi anlayabiliriz. Ama artık ölmeye ve acılar çekmeye gerek bulunmamaktadır. İnsanlar, az sayıda da olsa daha bilinçli olmaya başladılar. Değişim ise zannedildiği kadar zor olmuyor. Biliyorum ki; bir kişi bunu başardıysa ben de başarabilirim.
Değişimi yaratacak itici güç ise;
“Siz kendinize ve yaşamınıza ne kadar değer veriyorsunuz?” sorusunun cevabında yatmaktadır.
Yukarıdaki yazıyı yazdıktan sonra gelen bir e-mail mesajında Şems-i Tebrizi’nin kırk kuralı diye bir yazı vardı. Bu yazıdan bir kuralı olduğu gibi aktarıyorum…
“Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiç bir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.”