Avrupa’nın inadı…

Vahdettin Enginin yazdığı “IMF tepemizden hiç eksik olmadı”  isimli makalesini Hürriyet Gazetesi’nin 2002 yılında yayınladığı Tarih ekinde okudum.

Osmanlı devleti 1854 yılında başladığı dış borçlanma sürecinde sıkıntılı bir döneme girince, 1860 da yeni bir borçlanma için devrin zengin ülkesi İngiltere’ye başvurmuş. Osmanlıyı borçlanma konusunda daha önce teşvik eden İngiltere bu sefer bazı koşullar öne sürmüş.

Hükümet konuyu ve önerilen şartları “kabul edilemez “ bulmuş. Şartların, Devleti vesayet altına sokacağı şeklindeki görüşü ile birlikte 24 Ağustosta Saray’a göndermiş. Sultan Abdülmecit de Hükümetin bu tavrı üzerine ertesi gün, 25 Ağustos da İngiltere’ye ret cevabı verilmesini emretmiş. Sonra acil para ihtiyacı ise Fransız bir bankerden alınan borç ile giderilmiş.

Yıl 1860

Bakın İngiltere neler istemiş:

1-     Borç alınan parayı kullanacak olan maliye bürokrasisi mükemmel şekilde düzenlenecektir.

2-      Konsolide haline getirilmesi düşünülen borçların faizleri özel kefalet altına alınacaktır.

3-     Devletin mali dengesine ilave edilecek faizlere karşılık olmak üzere yeni gelir kaynakları bulunacaktır.

4-     Devlete ait orman, maden, arazi ve emlak,  maliye komisyonu tarafından tayin edilecek özel bir komisyonun denetimine bırakılmalıydı. Bu komisyon, hazırlanacak nizamnamesi gereği, bu gelir kaynaklarını işletmekle görevli olmalı ve bu orman, maden, arazi ve emlakin yabancılar tarafından satın alınmasına izin verilecektir.

5-     Osmanlı maliyesini denetlemek üzere, Avrupalılardan ve diğer Osmanlı vatandaşlarından oluşturulacak bir teftiş komisyonu kurulacaktır. Komisyon hareketlerinde serbest bulunacak ve üyelerinden biri İngiliz biri de Fransız olacaktır.

6-     İngiltere’den, Fransa’dan,  Almanya’dan veya nereden bulunur ise oradan, maliye işlerinden anlayan yetenekli memurlar getirilip bunlara düzgün çalışan bir Maliye Bakanlığı oluşturulacaktır.

Osmanlı imparatorluğu, aldığı borçları faydalı yatırımlara yönlendirememiş olmalı ki İngiltere muradına 21 yıl sonra erebilmiş. Alınan borçların ödenememesi nedeniyle 1881 yılında Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulmuş. Böylelikle Gelir kaynaklarını ve ekonomisinin kontrolünü yabancılara bırakan Osmanlı Devleti sonunda vesayet altına girmek zorunda kalmış.

Eloğlu ilimle uğraşırken, Laleler arasında kaplumbağa sırtında mumlar dolaştıran Osmanlı’nın borçlarını ödemek ise bize kalmış. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizler 1981 yılına kadar bu borcu ödemişiz. Üniversite yıllarında IMF’ye hayır diye bağırırken zaten dedelerimin borcunu ödüyormuşum da haberim yokmuş.

Yanlış yönetimlerle milyarlarca dolar borç altına sokulan Türkiye’nin halini, yabancıların 100 yıl önceki talepleriyle karşılaştırdığımızda torunlarımızın bizler hakkında neler yazacaklarını düşünmek bile istemiyorum.

Yıl 2008

Avrupa hukukunda olmayan ve bizim çıkartmak zorunda olmadığımız vakıflarla ilgili yasayı meclisten geçirdik ve yabancı vakıflara gayrimenkul edinme hakkı verdik.

Maliyemiz, yıllardır yabancılar tarafından kontrol edilmekte ve yönlendirilmekte.

Birkaç banka dışında milli bankamız kalmadı.

Elli yıldır bu ülke insanının alın teri ile kurulmuş sanayi tesislerimiz özelleştirme adı altında yabancılara satıldı. Adamlar birkaç memur gönderelim demişti kabul etmemiştik şimdi tapusunu verince seviniyoruz.

Dış borcu ödemek için “gelir kaynağı yaratın” sözünü yanlış anladık her halde. Yatırım yapmak yerine vatandaşa vergiler yüklüyoruz.

Bu arada, DIŞARIDAN borçlanınca DIŞ işlerimizde vesayet altına girdi. Bu da bizim ikramımız olsa gerek.

Bunları yazarken Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi” aklıma geldi…

O’nu neden bazılarının sevmediği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

admin 2009-10-20 tarihinde yayınladı. Kategori: Ashua Haber Portal Makaleleri

Yorum yapın

(Ctrl + Enter)